Tiyatro

 

Kimseciklerin hatırlamadığı  zamanlar...

Genellikle dingin bir ruh hali içersindeyken geçer bu düşünce aklımdan.Yazın mesela. Hava durgun, deniz kenarındayım. Önümde uzanıp giden kıyı şeridine ve maviliğe bakıyorum. İnsanlar gelip geçiyor önümden. Çocuklar, midye satıcıları, sevgililer, ihtiyarlar...

Sanki çevremdeki tüm konuşmaların şiddetini yükselip alçaltmak elimdeymişcesine, kısıyorum seslerini hafiften. Birbirine karışıyor bir çocuğun ağlaması, bi mısırcının haykırışı, bi kahkaha... Uğultu haline geliveriyor.  Ve insanlar süzülüp geçiyor önümden, zamanın içinde yüzercesine. Ve uğultuları insanların. Milyonlarca farklı anlamı var uğultuların. Ne hoş, ne ölümsüz bir duygu; sadece o an için, o anla başbaşa kalabilmek.  Ya da bunun farkına varabilmek. Ve, şöyle diyebilmek;

‘Bu an çok özel bir an. Minicik bir süre. Yaşanacak ve bitecek. Yerini başka anlar alacak, sırasıyla.. Gördüğümüz dekor bile değişecek, daha sonra gelecek olan minnacık zaman parçacıklarında. Daldan bir yaprak düşecek mesela.. Böylelikle bir yaprak eksilmiş olacak, bir sonraki anın dekorunda. Ya da genç bir kız. Öylesine yürürken, kıyıdaki küçük taşlardan birini  alıp denize fırlatacak. Ve bir dilek tutacak içinden. Öylesine.  Ve de o küçük taş parçası yer almayacak bundan böyle, benim açımdan bakıldığında görünen yaz dekorunun içersinde.. Ama bizler uzun bir süre fark etmeyeceğiz dekorumuzun giderek farklılaştığını. Aslında her anın, kendisinden sonra gelecek olan anları ördüğünü.

Bu an özel bir an. İlerde hiç kimse hatırlamasa bile. Sonsuz sayfalı evren ajandasında sadece tek bir yaprak dahi olsa. Yaşanacak ve hemencecik bitecek. Sonra etkileri kalacak bir süre. Sonra onlar da yok olacak. Birbirine karışacak. Tıpkı uğultular gibi. ‘An’ ların uğultusu dolduracak belleğimizi. Tıpkı  şu an olduğu gibi. Bu nedenle, bu anın değerini bilmeliyim. Bu an, diğer her her an gibi, çok özel bir an.. benim için. Çünkü ben de içindeyim bu anın.. ve de yaşıyorum onu.  

Aşağıda resimleri görülen ‘özel anlar’ ise, unutuldu çoktan.

Babam, giderayak, son bir kez bakmak istemişti fotoğraflarına, son hastane dönüşü. Sonra da dönüp bana bakmıştı.

Öylece bakakalmıştık birbirimize.

‘Bunların çoğu atılacak, çok geçmeden.’ demişti babamın bakışları. Dudaklarıysa hareketsiz, aşağı doğru meyillenmişti. Yere.. doğru.

‘Galiba öyle olacak.’ diye cevap vermişti gözlerim, istemeden de olsa, bir anlığına kapaklarını örtüp sonra telaşla açarak...

‘Ama ben.. yaşadım bu anları oğlum.’ diye sürdürmüştü konuşmasını, babamın sessizliği, kelimelerden daha kısa bir süre içersinde. ‘Ben, onlar, hepimiz...’        

‘Biliyorum.!’ diye cevap vermişti sessizliğim. Sonra hafifçe öksürüp gülümsemiştim..

Gerçi uzun yıllardır alışıktı suları imzalamaya.

Ama..

Ya defteri kapatmak üzere olmak?...

Ya... son imza?..                                                                                                               

‘İlerde kimse hatırlamayacak bunları.’

‘Maalesef babacığım. Hiçkimse.. Hiçbirimizinkini...’

Laf olsun diye saati sormuş, sonra yeniden önüne, anılarına dönmüştü, belki son kez.. 

Anlarına. 

Su isteme bahanesiyle beni mutfak tarafına yönlendirmişti, rahatça gözlerini kurulayıp iç çekebilmek için.

Bir süre baktı anlarına babam; duygularını perdeleyerek, sanki alelade bir şeylere bakıyormuşcasına, yüreğinde türlü çeşit özlem, onurlu ama huzursuz bir zaman muhaciri edasıyla, gözleri dolu ve donuk...

İçi ise daldı gitti, uzaklarda bir yerlere.

Ah canım benim...

Peki, ne demek, ‘Bir ‘an’ ın değerini bilmek? Değeri nedir ki, o ‘an’ın? Yani.. ilerdeki bir zamanda kullanmak üzere, saklayabilir miyiz bir yerlerde, yaşamakta olduğumuz anı? Ya da çok hoşumuza gitti diye, tekrar tekrar yaşayabilir miyiz?.. Olsa olsa bir kere yaşayabiliriz. Bir parıltı gibi. Sadece bu gelir elimizden. Sadece o ‘an’ı hissetmek. Hepsi bu. Gerisi, digital ortamda, yalnızca bir avuç bilgi kırıntısı.

Galiba anları defalarca ve bıkıp usanmadan yaşayan en talihli insanlar oyuncular. Tek başına bu özellik bile, bu mesleği sevip onunla bütünleşmek için yeterli bir neden. Derler ya tiyatro için; ’suya atılan imzadır’ diye... Oysa suya atılan imza tiyatro değil. Hayat. Tiyatro dediğimiz şeyse kaybolan hayatın tekrarından ibaret.. Hem de sayısız kez.. bıkıp usanmadan.. Bu olmalı zamanı yakalamak. Zamanla oynuyoruz biz oyuncular. Kah bi sarayda, bah bi köy evinde, kah o zaman, kah bu zaman...

 

Aşağıdaki resimler, tarih sırasına göre değil.. Gelişigüzel.. Hayallerimiz gibi. Aralara serpiştirdiğim cümleler ise tamamiyle babamın ağzından çıkma. Daha önce de söylediğim gibi, Sn. Turgut Akter onlarca video kasetinden derleyip kitap haline getirdi.

Büyük ihtimal, babacığım son kez resimlerine bakarken de aklından bu cümlelere yakın şeyler geçmişti.

 

‘Konservatuvarda ilk sömestr bittikten sonra bize, Maltepe’ de kamp yaptırdılar. Orada yüzme dersi alıyor, yüzmeyi öğreniyor, sportif faaliyetlerde bulunuyor, eskrim çalışıyorduk. Bir ateş yakar, etrafında toplanırdık. “Kamp Ateşi” dedik ondan sonra oraya. Bir mecmua çıkardık kamptayken, ismini de “Kamp Ateşi” koyduk.’

’ Çocuklar dediler ki, “Gelin Yavuz’a gidelim.”  Yavuz o zaman karşımızdaydı. Derince’ de. Mektepler Bayramı’ nı da Derince’ de yapıyoruz. Kayık tuttuk, gittik. Fakat dönüşte dalga çıktı, gelemiyoruz. Adapazarlılar da ancak Sakarya çayında kürek çekerler zaten. Zar zor gelebildik.’

‘Yunanistan’ dayken ben kendi başıma olmayı severdim. Dağlarda, tarlalarda dolaşırdım. Karasu civarında oynardım. Dalardım ufuklara, çok hayallere dalardım; sokulmazdım başkalarına, ufukların ötesinde görürdüm kendimi; “Beni bekleyen arkadaşlarım asıl orada!” derdim kendi kendime... Hatta bizim köylülerimiz bir isim koymuşlar bana, “Bey evladı” diye, sanki kasılıyormuşum gibi. Ama benim tabiatım böyleydi; yalnız kalırdım, kendimi yalnız hissederdim.’

‘ Evet... Ankara. Başşehrimiz!.. Ben 1929 yılında geldim Ankara’ ya. Ankara, o zamanlar, küçücük bir şehirdi. İlerde 100 bin olur diyorduk. ..’

‘ Tiyatro sanatçıları sevgi, dostluk ve barış konularında insanlık hizmeti yapmaktadırlar.

“Tiyatro hayatın aynası...” yok öyle değil be arkadaşlar!  Hayatın aynası dediğiniz zaman tiyatro, o, insanı geliştirmez.  Sanat, efendim, ismi üstünde. Nedir sanat?  İnsanın doğaya eklediğidir.’

‘Ebert aldı beni koluna, sınıfa götürdü. Bizim sınıfın penceresinden de revir görünüyor. Pencerede de birisi, kim geldi diye merakla bakıyor. Hastaymış. İsmı Muazzez. (Yücesoy, İlgin, Kurtoğlu). Ebert beni gösterdi. El salladı Muazzez, ben de salladım.’

‘ Sene 1937. Mektep (Konservatuvar) 1936’ da açılmış. Bizim eski arkadaşlardan Salih (Canar) girmiş. Daha sonra Saim (Alpago) geldi, başkaları da vardı. Başlangıçta Suavi de oradaydı. Ben ikinci sömestr girdim. 23 kişiydik ilk sınıfta. Mektep üç sene diye girdim ama durum değişti, dört buçuk sene okudum. Yüksek bölümden 1941 yılının Temmuz ayında mezun oldum.’

‘ Bir çocuk yaklaştı yanıma. Adapazarı grubundan. Sormuş sınıfın birincisi kim diye. Beni göstermişler. Meğer bir kız benim için ağlamış. Bunu söyledi bana. Adapazarı’ nın en zenginlerinden birinin oğlu. İlk Adapazarı Ticaret Bankası’ nı kuran iş adamlarından biri. Hamit Sipahi’ nin oğlu, ismi de Mahmut. Derken arkadaş olduk bu çocukla. Başladık birbirimizle mektuplaşmaya. Mektuplarımızı sınıflarımızda okuyoruz. Öğretmenler biliyor bunu, babam biliyor. Ama mektuplarımızda çekindiğimiz bir ifade var, o da “ Yeşil Gözlü’ nün selamı var!..” O yeşil gözlü de, benim için ağlayan kız.’

‘ Çok iyi bir arkadaş kardeşten farksızdır, daha bile önemlidir benim için. Ne mutlu bana ki bir kaç tane çok iyi arkadaşım, dostum oldu hayatımda. En iyi arkadaşlarım, Suavi (Tedü) ve Mahmut’ du. (Sipahi)... Öldüler, Allah rahmet eylesin onlara.’

Annem... Adı Hasbiye. Müslüman olmasına rağmen çok çağdaş bir kadındı. Bu, rumelili olmaktan mı geliyor, bilemiyorum. Çünkü Rumeli, biraz ortaçağı atlamış insanlarla doluydu. Babası müderrismiş. Kavala’ da iki mahalleye dedemin ismini vermişler: Biri Hacı Hüseyin Bey Mahallesi, diğeri Müderris Hüseyin Bey mahallesi.’

[civan canova]
[
index]
[
Özgeçmiş]
[
Oynadıklarım]
[
Oynanan Oyunlarım]
[
OGUZ ATAY ODULU]
[
MAHİR CANOVA]
[
Babamın Sakladıkları 1]
[
Babamın Sakladıkları 2]
[
Babamın Sakladıkları 3]
[
Babamın Sakladıkları 4]
[
Kamp Ateşi]
[anlar]
[
Babamın Ceketi]
[
Görüşler]
[
YENİ EKLENENLER]
[
Annem]
[
kardeslerim]
[
Albüm]
[
Benim Sakladıklarım]
[
Tuna'nin Korsanlari]
[
Sacmalamalar]
[
Yitirdiklerim]
[
Son sayfa]