|
Annem güzel kadınmış. Parmak ısırırmış delikanlıları Ankara' nın, 'ihtilaller' den önce, güzel gözlü Gündüz, Kızılay' da yürüyünce...
Tüberkülozlu kanatlar taktığında kardeşine kader, küçük Filiz henüz beşinde mi ne... Uçuvermiş apar topar, abla masallarının cennetine.
Annemse on yedisinde henüz. Körpecik bir fidan. Kaderle aşık atabilir mi hiç? Henüz çıkmış, Maarif’in açtığı ‘olgunluk’ imtihanından.
Filiz'ciği cansız gördüğünde, gün yüreği Gündüz’ün sanki yangın yerinde.
Bu sabah göz ameliyatına girdi güzel gözlü annem.
‘Uyuşturalım mı?’ diye sordu doktor,
‘Teşekkür ederim.’ dedi, ‘İstemem.’
‘Ama acır...’
‘Önemli mi, geçer.’
Ve dökülüverdi ilk kez evlatlarına, belki de aldığı ilaçların şaşkınlığıyla, tam elli beş yıl sonra açtı sırrını.
‘Bel kemiğinden su alınırdı’ dedi, sustu, yut kundu.. ‘Hemşire de perişan, kahroluyor Filiz’ imin haline, göz pınarları oluk oluk kızın, elinde kol kadar iğne... Her sabah aynı çile. O yok canıyla sabrederdi Filiz’ im; ablasının güzeli, çaresizi...
“Sakın ağlama ablam” dedi bir gün, cılız mı cılız nefesiyle,
“Sen üzülürsen acıtır iğne, sonra dayanamam.”
İçim karışık, kıyamam.. Kanar yüreğim, tutarım, ağlayamam. O gece sordum tanrıya. “Kardeşim can çekişirken” dedim, “Hakkım olabilir mi benim, kendi acılarımı haykırmaya?” Cevap vermedi tanrı. Belki ben duyuramadım, belki de dalgındı. Kendim verdim ben de sorumun cevabını. Hiç bir acımı, Filiz’ imin sabrı kadar büyütmedim.’
‘Uyuşturalım mı?’ diye tekrar sordu doktor,
‘İstemez.’ dedim annemin yerine, ‘Teşekkür ederiz.’
Annem benim.. aynadaki gözlerim.
(Ben de, hayatın bana sunduğu türlü çeşit güzellik ve bazı hoşluklar karşısında hep şunu sorgulamışımdır: ‘Hakkım var mı?.. Ben buna layık mıyım?..’)
|