|
Belirsiz bir gün...
Baba bir uyansa..
Dün gece tıktı gene beni buraya. Unutur sanmıştım. Beni fark etmeden odasına gider, uyur diye ummuştum. Ama öyle olmadı işte. Yazı masasından kalktığı an anladı , halının üzerine yayılarak yan gözle kendisini izlediğimi.
‘Hadi Köfte, yatıyoruz.’
Bok vardı. Ne güzel uyuyacaktım aşağıda, halının üzerinde. Sonra da gecenin bir vakti su içmek için kalkıp yatak odasının kapısını açtığında, usulca süzülecektim içeri.Ardından usulca yatağın altına saklanacaktım. Uyuklar halde geri döndüğünde ise, farkına bile varmayacaktı orada olduğumun. Küt diye atacaktı kendini yatağına.
Yatağımıza..
Yatağıma.
Sonra ayak ucuna tırmanacaktım.. yatağımın. Ayağına koyacaktım usulca, patimi. Ruhu duymayacaktı. Kokusunu içime çeke çeke uykuya dalacaktım... onunla birlikte ve ömrümde ilk kez babamın sıcaklığı, nefesi ve de kokusuyla..
Olmadı. Başaramadım.
Babamsa hayatında ilk kez sahibiyle birlikte uyumuş olacaktı.
Hep kaçırıyor bu şansı.
O ve ben.
Yani ben ve babam.
Yani iki sahip.
Bir izin verse...
Bazan beni nazlatmak amacıyla miyavlamaya çalışıyor. Öyle tuhaf sesler çıkartıyor ki anlatamam. Yani bir becerebilsem gülmeyi, kahkahalar atacağım. Sözde sevgi sözcükleri bunlar. Başka bir kedi duyacak olsa rezil oluruz. Çifleşmek istediğini sanır. Çok şaşırıyorum bu haline.
Baba kendi konuştuğu dili sonradan öğrenmiş. Bana ise kimse öğretmedi miyavlamayı. Biliyordum zaten. Baba ve o hep kendi dillerinde konuşmamı istediler. Söyledikleri her kelimeyi anlamamı umdular en azından. Ne gerek var ki buna?
Onlar kadar değişik sesler çıkarıp, hepsine ayrı bir anlam yüklemekten yoksunum belki ama gene de sezgilerim oldukça kuvvetlidir benim. Çıkardıkları her sesin anlam olarak benim beynimde bir karşılığı olduğunu hiçbir zaman anlamadılar.
Ve ben; belki konuşmak istemiyorum onların dilini ama anlıyorum.. ve de içimden konuşuyorum.
Baba boşuna kilitliyor beni yukarıya. Bütün bu evin asıl sahibinin hangimiz olduğunu bilmiyor henüz. Neyse.. Zamanla öğrenecek nasıl olsa.
Hoşuma gitmeyen huylarından biri de, sadece canı istediği zamanlar beni kucağına alıp okşamaya kalkması. Oysa benim istediğim zamanlarda yapmalı bunu. İçinden gelmese bile, böyle bir talebim olduğunda okşamalı tüylerimi. Yanımda olmalı.
Halbuki ben;
Yalnız olmayı seçtiğim anlarda bile...
Onun o kocaman ellerine katlanmak zorunda olmadığım halde,...
Bana ihtiyacı olduğunu düşünerek...
Sesim çıkartmadan bekliyorum kucağında, sevgi selinin dinmesini.
O da yapmalı aynı şeyi.
Tahammül etmeli Köfte’sine.
Köfte?
Bu ben miyim?
......
Gene de seviyorum babayı.
......
Az sonra uyanır.
Leylekler geri dönüyor.
Gökyüzünün zirvesinde kafa kafaya verip nereye gideceklerini karalaştırıyorlar.
Sonra içlerinden biri - en akıllıları olmalı - aralarından ayrılıp önlere geçiyor. Arkasından eşi ve çocukları da ayrılıyor kalabalıktan.
Babalarını izliyor çocuk leylekler.
Derken diğerleri de, oluşturdukları halkayı bozarak karmaşık bir düzen içersinde
paşine takılıyorlar babanın.
Bazıları başka yöne uçar gibi görünse bile hepsinin gözü başı çeken babalarında.
Hepsi pürdikkat onu izliyor.
Leylek Baba’ yı..
Oysa babam beni götürmemişti.. uzaklara göç ettiğinde.
Ah ÅŸu insanlar..
Belki de yaz başında nereden geldilerse, gene oraya dönüyor leylekler.
Bilemiyorum.
Çok merek ettim şimdi nereye gittiklerini.
Amaan, bana ne..
Yaprak düştü..
Nereye giderlerse gitsinler.
Tıpkı baba gibi düşünüyorum bazan. Kuşların kanat çırpmalarına değil de, neden ve ne yöne gittiklerine kafa yoruyorum. Hareketi ikinci plana atıp işin nedenlerine, felsefesine takılıyor kafam.
Hiç yakışıyor mu bir kediye bu tarz saçma düşünceler?
İnsanla yaşamanın zor yanlarından biri de bu zaten. Giderek insanlaşıyorsun. İster istemez bağımlı oluyorsun.. Sonra sınırların daralıyor, hakimiyetin azalıyor, kişiliğin şey olu... Pardon..
Bir yaprak daha düştü.
Sinek geçti.
Ne diyordum?..
Midem kazınıyor.
Nerde kaldı bu herif?
.....................
Güneş tepemde. Az önce uyandı. Yukarı çıkıp bana bakmaya bile tenezzül etmeden çekti gitti. Hayvan! İnsan bir kapıdan uzatır başını.. ‘Günaydın’ der.. ‘Aç mısın?’ diye sorar.. Hayvan ki ne hayvan.
Çok öfkeli ve de kırgınım. Küsüm ona. Hiç yaltaklanmasın gelince. Özür bile dilemesin. İstemiyorum. Hatta gözüme bile görünmesin bir süre. Ben bağışlayacağım zamanı bilirim.
..................
Rüya görüyorum. Çeşitli görüntüler beliriyor içimde bir yerlerde..
Kafes gibi bir yer.. Yanımda iki minik kedicik daha var. Biri sarı. Diğeri siyah. Kardeşlerim olmalı. Sonra yeni annem ve Baba beliriyor kafesin dışında. Tellerin arasından görüyorum kocaman suratlarını. Gülümseyerek bana bakıyor ikisi de. Yalvarıyorum beni oradan çıkarmaları, kucaklarına alıp korumaları için. Korkuyorum. Nerede olduğumu bilmiyorum. Derken kafesin kapısı açılıyor.. Kocaman bir pençe giriyor içeri. Babamın eli.. Çıkartıyor beni kafes gibi yerdn ve yüzüne yaklaştırıyor. Kalbim çok hızlı çarpıyor. Çenesiyle başımdaki tüyleri seviyor. Birden rahatlıyorum. Huzur duyuyorum.
‘Kaç para?’diye soruyor baba, ardındaki yüzü simsiyah tüylerle kaplı adama.
‘Yaparız bir şeyler.’ diye cevap veriyor yüzü simsiyah tüylerle kaplı adam.
Sonra üçümüz;yeni annem, baba ve ben, arabaya biniyoruz. Gene korkuyorum.
Evdeyiz artık. Anne sepetin içine bir yastık yerleştiriyor. Ben kucağındayım babanın. Baba usulca sepetin içindeki yastığın üzerine bırakıyor beni. Anne tüylerimi okşuyor.
‘Ne güzel. Üç kişilik bir aile olduk.’
Sıcak süt kokusu geliyor burnuma. Babamın kocaman elindeki süt dolu tabak bana doğru yaklaşıyor. Ağzım sulanıyor rüyamda. Yalanıyorum.’
Uyanıveriyorum ansızın..
İlkin kavrayamıyorum nerede olduğumu. Korkulu gözlerle babamı arıyorum odada. Rüyamın bir parçası sanıyorum terası, çiçekleri ve de bekleyişimi babayı..
Nihayet kendime geliyorum.
Güneş giderek karşı kıyıya vuruyor.
Karnım çok aç.
Hala yok meydanda bizimki.
Gelse de yemeğimi verse bir an önce.
..................
Güneş kayboldu kaybolacak. Az önce odadaki yastığa işedim.
.................
Güneş yok artık.
Balkon terliğinin üstüne sıçtım az önce.
Uzun zamandır böyle bir ceza vermemiştim ona. Vermeği de düşünmüyordum ama bu gün fazlasıyla hak etti bunu. Gelince tozu dumana katacak.
Şu an bunları düşünerek damdaki bacanın kenarında şekerleme yapıyorum.
.................
Karanlık.. Korkuyorum.. açım.. babayı çok özledim.
Yıldız kaydı!
Çok korktum.
.......................
Aydınlık..
Salondayım.
Hayatımın şokunu yaşadım.
Baba eve girdiğinde çatıda, bacanın kenarına yayılmış uyukluyordum. Hemen benim katıma çıktı. Kulak kesildim. Bir yandan da sesleniyordu, ‘Köfte’ diye.. Kapımı açtı, ışığımı yaktı, kapının önünde durdu bir an, odayı kokladı.. Çatı penceresinden izliyordum yaptıklarını. Sonra çişli yastığı gördü.
‘Köfte?!’
İyice sindim olduğum yere.
Terasa çıktı. Üzeri boklu terliğini gördü.
‘Köfte, ne yaptın yaa...’
.......
Ama bir tuhaflık vardı sesinde. Kızgın gibi değildi. Daha çok sitemi andırıyordu insan dilindeki miyavlama tonu.
‘Hadi çık ortaya da mamanı ye.’
Dedim ya hayatımın şokunu yaşadım.
Baba seviyor beni.
Galiba vazgeçtim küsmekten.
......................
Gece..
Salondayım.
Yemek masasının üzerine yayılmış, tüylerimi temizliyorum.
Bu masayı ele geçirmek için çok mücadele ettim babayla. Önceleri kızıyordu masama çıkmama. Bağırıyordu. Ben de hemen kaçıp saklanıyordum merdivenin altına.
Babaysa elindeki beze pis kokan şişeden su gibi bir şey dökerek siliyordu oturduğum yerleri. Mediven altının karanlığından izliyordum onu. Ama yılmadım. O kızdıkça kaçtım. O söylendikçe bekledim sabırla.. Öfkesi geçince de yeniden sıçradım masaya. Kim bilir kaç kez yaptım bunu.
Sonunda başa çıkamadı, pes etti.
Artık yemeklerini mutfak masasında yiyor. Aslında o masa da benim ama neyse..
Baba o kadar alıştı ki benim salondaki yemek masamda yalanmama, kızmak ne
kelime, az önce mıncıkladı bile beni burada. Sonra da üzerinde renkli şekillerin oynaştığı camın karşısındaki kanepeme uzandı. Şu an orada. Elinde duman çıkaran çubuk olmasa gideceğim yanına. Neyse.. zaten burası çok rahat.
Sadece üzgünüm biraz..
İmza, Köfte...
|