Tiyatro

 

Köfte Yürek

Yılbaşı..
Bu gün yılbaşıymış. Ne demekse?..
Küçük balkonda duran, çam ağacına benzeyen nesneyi içeri aldı babam. Uzun uzun baktı dallarına.          Gene daldı gözleri. İşaretler bıraktı yanaklarına. Sonra plastik dalları parçalara ayırdı, parçaları çöp torbasına doldurarak sokak kapısının önüne bıraktı. Niye yaptı bunları anlayamadım ilkin. Sonra o çam ağacını andıran plastik yığınının, ona eski yılları hatırlattığını hissettim. Eski yeni yıl kutlamalarını. Ne demekse bu?..

Sonra her zamanki yaptığı gibi, üzerinde pijamaları, benim kanepeme uzandı. (Bütün ev benim olduğu için kanpe de benim elbette.)


‘İkimiz de ufkumuzu göremiyoruz.’ dedi bana,

‘Sen merak bile etmiyorsun ufkunu. Bense göremediğim için acı çekiyorum. Çünkü insanlar yürüdükleri yolun ilersini görmek isterler. O yolda başlarına neler geleceğini bilemeseler bile... ’
 

Bir süre renkli cama daldı gözleri, ardından tavana, sonra kapadı gözlerini.. daldı gitti...
 

‘Şimdi nerede acaba o kalın kravatlı adam?’ diye geçirdi içinden,

‘ Hani açık yeşil kır çiçekleri vardı üzerinde. Mezarlığın arşiv memuru. Maaş farkını verdiklerinde, o söz verdiği suluboya takımı almış mıdır acaba oğluna ? Kimbilir ne kadar sevinmiştir çocuk, koşarak kapıyı açtığında, babasının elindeki paketi  görünce.. Kaç yıl geçti aradan?..Yedi mi?.. Sekiz mi?.. Nono’ mun mezarına gitmiştim ziyarete, kısa bir Ankara yolculuğunu tamamlamadan önce. Mezar yerini bile bilmiyordum. Telefonla konuşuyordu arşiv memuru, ben yer sormak için odaya girdiğimde. Oğlunu nazlatıyordu telefonda. Kocaman olmuştur şimdi. Delikanlı...’


Havai fişekler atılıyordu dışarıda. Gökyüzü rengarenkti. Babam duymadı havai fişeklerin patlamalarını. Renk cümbüşünü de görmedi. Sadece şöyle mırıldandı:


‘Amma çok hayat yaşamışım.’ 

Çok istedim babamın beni kucaklayıp pencere kenarına götürmesini.. birlikte o renk cümbüşünü izlememizi... Ama kıpırdamadı yerinden.
Ben; bir onun yanına, bir pencere kenarına koştum gece boyu.
Hayat hiç durmadı dışarıda. Arabalar yanaştı karşı apartmanın önüne. Şık kadınlar, şık erkekler indi arabalardan. Karşı apartmanlara girdiler gülüşerek. Bazısı da arabalara binerek uzaklaştı. Babam sürekli uyudu. Yeni yıla bile düşünde girdi.
Bir ara bende uzandım babamın yanıbaşındaki halıya. Onunla aynı düşü görmeye çalıştım.
 

‘Nedir bu?’ diye soruyor çocuk.
 

Nono çay bardağına doldurduğu rakısınan bir fırt çekiyor, sonra kataraktlı gözbebeklerinin ardından, hüzünle gülümseyerek bakıyor çocuğa.
 

‘ Bizim yılbaşı ağacımız.’.
 

Akşam sofrası toplanalı epey oldu. Perdeler kapalı. Dışarısı buz gibi. Bu yılbaşı kar yağmayacağı için üzülüyordu çocuğun ablası. Akşama doğru tek tük serpiştirmeğe başlayınca da çok sevindi. Sabaha kadar yağması için paltosunu giyip kapının önüne, dua etmeye çıktı.
 

Nono ve çocuk, yemek masasının yanındaki sedirde yan yana oturuyorlar. Nono’ nun otuz beşlik rakı şişesi henüz yeni yarılanmış. Bu da demektir ki, daha en az bir saat oturacaklar orada.
 

‘Keşke bir şişe daha içse de sabaha kadar otursak.’ diye geçiriyor çocuk, aklından. Onunla oturmak, sohbet etmek hoşuna gidiyor.
 

Yılbaşı ağaçlarına bakıp gülümsüyor.
 

‘ Nasıl? Beğendin mi?’ diye soruyor Nono.
‘Acaip.’
‘Bunlar da süsleri. Bak..’
‘Parlak süsler, değil mi onlar? Şahane.’
‘ Parlak ya.. Renk renk. Mavi, sarı, yeşil, eflatun..’
 

Komik kadın şu Nono. Bir önceki yılbaşında tuvalet dikmişti kendine, eski perde tüllerinden. Elinde mikrofon gibi tuttuğu tornavida, kafasında tüller, pür makyaj, konser vermişti evde toplanan arkadaşlarına. Çocuk da darbuka çalmıştı kendince, Nono ‘Ben Küskünüm Feleğe’ şarkısını söylerken. Salonun bir köşesini sahne yapmışlardı. Anaanne de kendine palyaço elbisesi dikmiş, yüzünü gözünü boyamış, ama sahne almasına fırsat kalmadan sarhoş olan büyük enişte içine etmişti gecenin. Sofranın ortasına kusuvermişti içtiği şarapları, Nono ‘Bir İhtimal Daha Var’ şarkısını söylerken. Komşular apar topar dönmüşlerdi evlerine. Nono da çocuğun darbukasını kaptığı gibi kafasına geçirmişti kocasının.
 

Yanı başlarındaki sobanın sıcaklığı bacaklarına vuruyor çocuğun. Arada bir eliyle ovuşturuyor yanan baldırlarını.  Nono, Bafra paketinden bir sigara çekiyor, dudağının kenarındaki ufalmış olanla değiştirerek yakıyor. Sonra apansız malum öksürük krizine tutuluyor. Tıkanırcasına öksürüyor bir süre. Nefessiz kalıyor. Gözleri yaşarıyor, yanakları, dudakları, gerdanı, boynu mosmor kesiliyor.  Çocuk bu görüntüye uzun bir süredir aşina olduğundan, umursamıyor pek.
 

‘Peki lamba yok mu ağacımızın üstünde?’ diye soruyor.
‘Nasıl lamba?’ diyor Nono’ su, hırıltıyla soluyarak.
‘Olur ya hani . Küçük ampuller. Yanıp söner durmadan.’
‘Ha, anladım. Olmaz olur mu?’
‘Koyalım o zaman. Şimdiden yanıp sönmeğe başlasınlar.’
‘Acele etme. Şu süsleri yerleştirelim önce.’
 

Biraz su içiyor Nono.Yavaştan rengi düzelirken, hiçbir şey olmamış gibi masadaki kuru soğan dilimlerinden birini ısırıyor, sağlam kalan ön dişleriyle çiğniyor, sonra bir fırt daha çekiyor rakısından ve büyük bir ciddiyetle işine koyuluyor.
 

‘Çok güzel oldu. Eline sağlık.’ diyor çocuk.
 

Çocuğun hoşuna gittiğini görünce o da seviniyor.
 

‘Peki bu ne Nono?’
‘Hangisi?’
‘Ağacın yanında duran?’
‘Şu mu?.. Şey o.. hediye sepeti.’
‘Hediye sepeti mi?’
‘Tabi ya. Bir sürü kutu var içinde.’
‘Ne kutusu?’
‘Ne kutusu olacak, hediye kutuları.’
‘Kimin için?’
‘Senin için, ablan için, anneannen için, benim için.. Hepimiz için.’
‘Ne var benim kutumda?’
‘Sürpriz. Söylersem uğuru kaçar.’
‘Peki senin kutunda ne var?’
‘O da sürpriz.’
‘Merak etme, ben kimseye söylemem.’
‘Söz mü?’
‘Erkek sözü.’
 

Usulca çocuğun kulağına eğilerek ‘Para.’ diye fısıldıyor, sır verir gibi.
 

‘Para mı?’
‘Evet. Deste deste para var benim kutumda.’
‘Kim yollamış peki?’ diye soruyor çocuk, aynı tonla.
‘Sır.’ diye fısıldıyor Nono, hırıltılı nefesiyle..
Çocuk bir an merakla yüzüne bakıyor Nono’ sunun.
‘Ne oldu? Niye baktın öyle?’
‘Hiiç..’
‘Söyle, niye baktın?’
‘ Ne yapacaksın o parayla?’
‘Ne mi yapacağım? Önce birikmiş kirayı ödeyeceğim.’
‘Sonra?’
‘Sonra kömür alacağım.’
 

Çocuk, içi burkularak, nasırlı, bakımsız ellerine, çatlamış tırnaklarına bakıyor Nono’sunun.                      Sağlam kaldığını düşünerek kendini avuttuğu ön dişlerine bakıyor. Sızlıyor olmalı ki, soğan dilimlerini çiğnerken hep yüzünü buruşturuyor. O yüzünü buruşturdukça çocuğun da içi sızlıyor. İyice sokuluyor kadının yanına.
 

‘Başka?’ diye soruyor, ‘Başka ne alacaksın Nono’ cuğum?’
‘Yeni bir palto alacağım kendime. Yakası kürklü.’
‘Niye parayla alıyorsun? Kendin diksene.’
‘’Kumaş yok evde.’
‘Al çarşıdan.’
‘Para yok.’
‘Kutuyu aç o zaman. İçindeki parayla kumaş al ve kendine güzel bir palto dik.’
‘Olmaaaz.’ diyor gözlerini açarak.
‘Niye?’
‘Şimdi açamam kutuyu. Yılbaşı gecesinden önce açılırsa uğuru kaçar. Hem kızar sonra.’
‘Kim kızar?’
‘Parayı yollayan. Vaktinden önce açacak olursam geri alır belki. Ceza olsun diye de, önümüzdeki yıl dualarımı duymazdan gelebilir.’
 

Sen bilirsin gibilerden omuz silkiyor çocuk.
 

‘Şu sol köşede de senin bisikletin duruyor. Baban almış. Yeni yıl hediyesi.’
 

Dikkatlice gösterdiği noktaya bakıyor çocuk,.
 

‘Ben göremiyorum ama..’
‘Göremezsin tabi. Kapının arkasında çünkü. Daha dikkatli bakarsan tekerleğin ucunu görebilirsin.’
 

Gösterdiği noktaya bakıyor bir süre. Belli belirsiz bir siyahlık çarpıyor gözüne.
‘Tamam. Gördüm.’
‘Nasıl? Güzel mi?’
‘Bilmem. Yakından bakmam lazım.’
‘Az sonra bakarsın.’
 

Gülüyor çocuk.
 

‘Ne renk bisikletim?’
‘Sarı.’
‘Sarı olmasın.’
‘Tamam. Değiştiririz. Sen ne renk istiyorsun?’
‘Yeşil.’
‘ Zaten yeşil galiba. Yani yeşille sarı arası.’
 

Gene gülüyor.
 

Bir fırt daha rakı çekiyor, sonra soğanından bir ısırık daha alıyor, bir süre çiğneyip, ardından usulca ‘Ben Küskünüm Feleğe’  adlı şarkıyı mırıldanıyor, kendince..
 

‘Nono?’
‘Evet?’
‘Çok mu para var o kutunun içinde?’
‘Aklımızın alamayacağı kadar.’
‘Peki ev alabilir misin kendine?’
‘Sadece ev mi?’ diyerek açıyor kataraktlı gözlerini ardına kadar, ‘Yazlık bile alırız.’
‘Yazlık mı?’
‘Tabi ya. Deniz kenarında.’
‘Atma.’
‘Ama önce kışlık işini halletmeli.’
‘Bence de.’
‘ Ben  beğendim bir ev.’
‘Sahi mi? Nerede?’
‘Uzak değil. Parkın öbür yanında.’
‘Nasıl bir ev?’ diye soruyor merakla. ‘Anlatsana.’
‘Bahçe içinde.. İki katlı.. Hem çatısı da var. Çatıya çalışma odası yapacağım senin için.’
‘Teşekkür ederim.’diyerek öpüyor çocuk Nono’ susu, ılık yanağından.
‘Derslerini orada çalışacaksın. Köşede de kukla oynatabileceğin bir yer olacak. Minicik bir sahne... Sonra sıra sıra sandalyeler... Gelip izleyeceğiz seni akşamları. Çeşit çeşit kuklalar yapacağım sana. Elbiselerini de kendim dikeceğim.’
‘Birlikte yaparız. Ben yüzlerini yaparım, sen kıyafetlerini dikersin.’ diye atılıyor sevinçle,                         ‘Hele bir yılbaşı gecesi olsun.. Saat tam onikiyi vurduğunda açarız hediye kutularımızı. Tamam mı?’
 

Nono, ‘Tamam.’ dercesine sallıyor başını.
 

Gözgöze gelip gülümsüyorlar.
 

‘Peki araba da alır mısın kendine?’ diye soruyor çocuk.
‘Elbette alırım.’
‘Ne marka?’
‘Chevrolet. Ev sahibinin damadının var ya hani.. İşte ondan.’
‘Beyaz. Kırmızı deri döşemeli.’
‘Beyaz ya.. Kırmızı deri döşemeli.’ diye tekrarlıyor, öksürerek.
‘Vay be. Demek o kadar çok para var kutuda. Kim yollamış olabilir ki?’
‘Orasını karıştırma.’
 

Çocuk bir süre izliyor Nono’ sunu. Dalgın, dudaklarını kemiriyor. Boynuna atılıp yanağına bir öpücük daha konduruyor ansızın.
 

‘Seni köftehor seni.’ diyor gülümseyerek Nono, ‘Para kokusunu alınca nasıl da keyiflendin.’
‘Ondan değil. İçimden geldi.’
 

Susuyor Nono.. Dalgın, yılbaşı ağacına bakıyor, ardından çocuğu izliyor yan gözle. Gözünün biri görmüyor. Katarakt demiş doktor. Diğeri ise yarım görüyor. Kapandı kapanacak o da. Para bulsa ameliyat olacak ama yok işte...

Çocuk, Nono’sunun kendini nasıl gördüğünü düşünüyor. “Sisler arasından mı bakıyor acaba?” diye geçiriyor aklımdan.
 

‘Peki, gözüne de baktıracak mısın?’ diye soruyor ansızın.
 

Cevap vermiyor Nono.

Duymak istemiyor bu soruyu. İşine devam ediyor.
 

‘Peki, kutuyu açtığında bize olan borcunu ödeyecek misin?’ diye soruyor ve de birdenbire pişman oluyor çocuk, bu yersiz soruyu sorduğuna.

Bir an susuyor Nono, sesinin tonu değişiyor;
 

‘Onu bir hafta sonra vereceğim. Enişten iş seyahatinden dönünce.’
‘ Boş ver ya... Hiç önemli değil. Valla değil.. Şaka söyledim.’
‘Biliyorum. Sana iki buçuk lira oldu. Ablana da on beş. Merak etme. Sana üç vereceğim. Ablana da on altı..’
‘Söyledim ya boş ver. Şakaydı sadece.’
 

Nono rakı almak için kız kardeşinden gizli her akşam para topluyor çocuktan ve ablasından.                     Anneanne kesmiş krediyi geçen hafta. Eski borçlarını kapatmadan para vermiyor artık. Nono da gizlice onlardan istiyor.. Çocuklarda yoksa kapıcıdan borç alıyor. Onda da yoksa ufak tefek şeyler satıyor evden, eskiciye. Bir gün önce terzi mankenini satmış.
 

‘Allah’ tan evde değildi anneannem. Görecek olsa eminim çok kızardı.’ diye düşünüyor çocuk. 
 

Nono ne olursa olsun, mutlaka alıyor rakısını  akşamları. Sonra da kız kardeşinin evine çıkıyor ısınmak için. Gece yarısına kadar oturuyorlar birlikte. Gece yarısına doğru, uyumak için aşağı iniyor. Kendi dairesine.
 

‘Sabaha kadar titreyip duruyordur yorganın içinde’ diye kendi kendine söyleniyor anneanne sabahları, mutfakta bulaşık yıkarken. Aklı hep kardeşinde. Yukarıda, salonda yatmasını söylüyor anneanne ama kabul etmiyor  Nono. “Evim daha rahat.” diyor.
Kocası, yani büyük enişte, haftalardır uğramıyor evine.
Çocuk biliyor adamın iş gezisinde olmadığını ama büyüklere çaktırmıyor bildiğini.
 

‘İnşallah bıçaklamışlardır bir pavyon köşesinde!’ demişti bir keresinde, anneanneyle, yani kız kardeşiyle dertleşirken.
 

Nono tazeliyor sigarasını.

Hadi. Devam edelim.’ diyor çocuk.
 

Nono susuyor.
 

Çocuk, Nono’ sunun gözlerinin dolduğunu fark ediyor. Üzülmesin diye görmezden geliyor.                         Kataraktlı gözbebeklerinin kenarından iki damlacık süzülüyor.. İçi üşüyor  Nono’nun. Çocuğun da içi üşüyor..
 

Sobanın içindeki kömür gürültüyle dibe çöküyor.
 

‘Hadi, devam edelim.’ diyor çocuk, kolunu Nono’ sunun boynuna atarak.
 

Hüzünle gülümsüyor kadın.
 

‘Hadi Nono. Devam edelim. Biraz daha süsleyelim yılbaşı ağacımızı.’
 

Şişede kalan rakıyı bardağına boşaltıyor ilkin. Sonra önündeki kağıda anlamsız şekiller çizmeğe başlıyor, elindeki kurşun kalemle. Birbiriyle kesişen çizgiler, yuvarlaklar yapıyor dudaklarını kemirerek.
 

‘Ne yapıyorsun Nono?’
 

Cevap vermiyor. Hüzünle gülümsüyor.
 

‘ Yılbaşı ağacımızı, hediye sepetimizi, bisikletimi, her şeyi karaladın. Uçup gitti her şey. Ne olacak şimdi? ‘
 

Cevap vermiyor. Parmak uçlarında tuttuğu küçük kurşun kalem sürekli gidip geliyor kağıdın üzerinde. Yılbaşı ağacı, süsler, küçük ampuller, hediye sepeti, bisiklet, paralar, umutlar,  hayaller.. birer birer kayboluyor. Giderek kararıyor kağıt. Nono’ mun parmaklarına bulaşıyor karalar. Gözlerini ovuşturuyor parmaklarıyla. Önce göz kapakları, sonra alnı kapkara oluyor.
 

‘Ne çizmeye çalışıyorsun?’ diye soruyor çocuk.
 

Nono dalgın, gülümseyerek mırıldanıyor.
 

‘Kaderimi.’

Silahlar parlıyor dışarıda. Havai fişekler..

Korkuyorum.
 

Sıçrayıp ayak ucuna yerleşiyorum babamın. Sanırım yeni yılı kutluyor insanlar.                                          

Babamsa kanepeye uzanmış, gözleri kapalı,  birbirine karışmış zaman sayfaları  içinden bulup çıkardığı, tozlu bir yeni yıl arifesini yaşıyor hayalinde..

“Nono gitti. Bense yatağımdayım şu an.. Perdeler açık. İçersi karanlık. Soba geçti geçecek. Neredeyse yalnızca kendini ısıtıyor soba. Arada bir dibe çöken kömürlerin sesi duyuluyor, soğumaya yüz tutmuş karanlık odada. Bir de anneannemin tıslamayla karışık horultusu. Yorganı kafama kadar çekmiş, yattığım yerden sokak lambasının ışığı altında uçuşan kar taneciklerini izliyorum. Çok güzel bir görüntü.  Anneannemin horultusu gecenin büyüsünü bozsa bile, pek aldırmıyorum. Duymamaya çalışıyorum. İleride, günün birinde, havai fişeklerle kutlanacak olan yılbaşlarını hayal ediyorum, penceremin dışındaki sokak lambasının çevresinde dans eden kar taneciklerine bakarak. Yarın yılbaşı. Yarın Nono’mun bütün ümitlerini, beklentilerini, küçük mutluluklarını gelecek yılbaşına erteleyeceği gün. Nonom kendi dairesinde şu anda. Tam altımızda onun yatak odası. Onun yatağından sokak lambası görünmüyordur. Uçuşan kar tanecikleri de görünmüyordur. Çünkü zemin kat onunkisi. Apartman kömürlüklerine bakıyor.  Eminim Nonom da uyumuyordur şu an. Kömürsüz bir odada, diğer dairelerin kömürlüklerini seyrediyordur, lokanta camekanına başını dayamış, imrenerek içerideki yiyeceklere bakan aç, yoksul, dilim varmasa da.. bir .. şey gibi. Dilen... Nonom para diliyor kendisini yaratandan. Üstelik allanıp pullanmış bir hediye kutusu içersinde. Kar tanecikleri uçuşup duruyor sokak lambasının ışığı altında. Kömürler durmadan dibe çöküyor... Ve benim üzerimde kocaman, kalın bir yorgan var. Nonom kömürsüz bir odada, kömürlük kapılarının kilitlerine bakarak, bütün ümitlerini en az bir yıl sonraya  ertelemeye hazırlanıyor, içinde tarifsiz sızılarla. Kağıt üzerindeki yeni yıl ağacını, hediyeleri, Nono’ mun yeni evini, kırmızı deri döşemeli  sütbeyaz Chevrolet’ sini, kuklalarımızı düşünüyorum kar taneciklerine bakarak.. Bilinçsiz bir hareketle yere savuruyorum üzerimdeki kalın, sıcak yorganı.
Kar taneleri arasında. Nono’ mun yanındaymışçasına üşümeğe bırakıyorum kendimi.”

Uzaklardaydı babam.

Çok uzaklardaydı düşünde.
 

Salonumuzdaki kanepede düşleriyle konuşurken fark etmedi bile, yıllar önce hayalini kurduğu havai fişeklerin, yepyeni bir yılın başlangıcında penceremizin önünden geçerek bizi selamlayışını.

Oysa çok hayalini kurmuştu bu gecenin, belirsiz bir zamanda, o küçük çocuk. Ama göremedi. Nedense hayalini kurduğu geceyi görmezden gelip, onu hayal ettiği zamana kaçmayı terih etti.

                                   Köfte

                                  belirsiz bir zaman..

                                   

[civan canova]
[
index]
[
Özgeçmiş]
[
Oynadıklarım]
[
Oynanan Oyunlarım]
[
OGUZ ATAY ODULU]
[
MAHİR CANOVA]
[
Annem]
[
kardeslerim]
[
Albüm]
[
Benim Sakladıklarım]
[
Tuna'nin Korsanlari]
[
Sacmalamalar]
[
Belirsiz Bir Gun]
[Bir Yılbaşı]
[
ÇITIRKIZ]
[
Kofte Yurek]
[
Kofte Yurek]
[
Kofte Yurek]
[
Köfte]
[
Haiku Özentisi]
[
Özel Bir Gün]
[
Kısacık Bi Oyun]
[
Yitirdiklerim]
[
Son sayfa]