|
Dün akşam Kosova turnesinden döndük. Eve ulaşır ulaşmaz valizimi attım kapıya, bilgisayarımı açtım, elimi yüzümü bile yıkamadan bir sigara yaktım ve oturdum masamın başına. O kadar doluydum ki anlatamam. İlk kez görmüştüm dedelerimin yaşadığı toprakları. İlk kez solumuştum o havayı. İçimi dökmek istedim sıcağı sıcağına ama elektrikler kesildi. Kısmet bu güneymiş. Ne yazacağımı da bilemiyorum. Tek bildiğim, aşure ayı ertesinde yüreğimin ve de beynimin aşureye dönmüş olması. O kadar karışık duygular yaşıyorum ki anlatması çok zor geliyor.
İlk kez gittiğim halde hiç yabancılık çekmedim Prizren sokaklarında, dedemin yüksek tahsilini yaptığı Priştina’ da, Gilan’ da. Yalnızca dede topraklarının büyüsü sandım önceleri. Beni var eden kişilerin buralarda yaşamış olması sandım yüreğimi kabartan yegane duygunun. Yedi gün boyunca sürekli dopdoluydu göz pınarlarım. Boğazım düğüm düğüm... Sonra şöyle düşündüm:
‘ Eğer aile büyüklerim burada değil de başka topraklarda yaşamış olsaydı ve de ben neredeyse bir asır sonra yeniden o yerleri görme fırsatı bulsaydım, böylesine bir duygu seline kaptırır mıydım kendimi? Böylesine yüce bir coşkuyla karşılanır mıydım, hiç tanımadığım insanlar tarafından, sanki askere uğurladıkları kardeşleri geri dönmüşcesine?.. Sanmıyorum. Ben dünyanın en DOST insanlarını tanıdım yedi gün boyunca. En İNSAN insanlarını. Yüzlerindeki çizgilerde onlarca duyguyu barındırabilen, özlem dolu, yürekli, azimli, sabırlı, cefakar ama hepimizden daha vefalı insanları tanıdım.
Hayat denen bu sahnede, tiyatrolarını yaşatabilmek uğruna, her türlü ıvır zıvır işe koşturmaktan gocunmayan meslekdaşlarımı tanıdım. Bizler, tuzu kuru olmasak bile, meğer ne kadar da şanslı ve de şımarıkmışız. Kendilerini değil, tiyatroyu ve düşlerini var etmek adına yokluklar içersinde çalışan bu tiyatro insanlarından öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki. En azından şunu hatırlattılar bana: Tiyatro hayatta ve ayakta kalma sanatıdır. Şartlar ne olursa olsun. Ve de tiyatro kenetlenerek yapılır.
Yetmiş yıl hal hatır sormayıp, günün birinde ‘ben geldim’ diyerek kapıyı çalmanın utancını da yaşadım zaman zaman. Gene de sitemin zerresini göremedim gözlerinde. Torunlarının vefasızlığını sineye çekerek, onlar için sürekli hayırdualarda bulunan aile büyükleri gibiydiler. Yüreklerinin sesini duyar gibi oldum derinlerden bir yerden. Şöyle iç geçiriyorlardı sanki:
‘Sizler iyi olun da, gerisi önemli değil.’
Ah benim bir zamanlar manevi değerlerini her şeyin üzerinde tutan sınırdaşlarım, nerelerdesiniz? Pek de yorulmanıza gerek yok. Hatırlayın sadece. Ya da tanımaya çalışın. O ufuklara daha farklı yansıyor her şey. Ve de daha farklı yaşanıyor hayat.
Lütfen kusuruma bakmayın. Bu turneyi düzenleyen büyükler elbet daha düzgün ve usturuplu cümlelerle anlatacaklardır izlenimlerini. Ben sadece aklımdan ve yüreğimden geçenleri yazıyorum, bölük pörçük. Ve de teşekkür bekleyenlerden pek hazzetmesem de teşekkürlerimi sunuyorum, bizlerin buluşmasına vesile olanlara.
Ayrıca hiç bir teşekkür beklemeden biz kardeşleri için çırpınan Kosova’ lı yetkililere, sanatçı ve sanat aşığı dostlarıma ve de salonu boş bırakmayan Kosova seyircisine sonsuz ve en içten teşekkürlerimi yolluyorum, beklemediklerini bile bile..
Ve de Kosova Türk Tabur komutanımızın şahsında; silahlı kuvvetlerimizin bütün görevlilerine, tiyatro sanatına ve sanatçılarına verdikleri değerden dolayı bir kez daha sonsuz şükranlarımı sunuyorum, sıradan bir sanatçı olarak.
11.Nisan.2006 Salı
|